Yazıyorsam Sebebi Var

28 Mart 2009 Cumartesi

Seval ve Esra bu blogculuk niye, neden yazıyorsun? diye merak etmişler.

Söyleyim:

Bu olay ki; yazı işi yani (daha blogculuğa birkaç yüzyılcık var) insanlık tarihinin mihenk noktası olmuş. Medeniyetin başlangıcı sayılmış. Zaman bu şişede durduğu gibi durmamış, o günlerden bu günlere gelmişiz.
Bugün ise pek çok çocuk duvarları boyuyor, bir şekilde kendi hiyerogliflerini çiziyor diye sırf atalarından kalma bu ifade ediş tarzını geleceğe taşıdıkları için aileleri ve toplum tarafından dışlanır olmuşlar.

Velhasılı, çağlar değişmiş, insanlar gelmiş ve geçmiş, bir tek şey değişmemiş; insanın kendini ifade etme isteği.

İşte buna mukabil, vakt-i zamanında bir teyze de bana böyle "anlat kızım, hiçbir şey içinde kalmasın" demişti. O zamandan beridir "ahh o teyzeyi ben bi bulsam"lara inat konuşur ve bir yerlere yazar oldum.

Blog, bunların tarihlere bölündüğü, karışanımın görüşenimin olmadığı, gönlümce boyayabileceğim kendi kişisel duvarım oldu sadece.

Haftanın Sonuna Anı Derlemesi

23 Mart 2009 Pazartesi

Bazen fiilen, sık sık da fikir olarak her türlü denemeye açık olduğum bir şey var. Mesela hızla dönen topacın durduğunu görmek gibi...

İçimdeki bu antisosyalliğe açılan heva kapısından girip bir çeşit durma eylemi gerçekleştirmeyi planladığım bir haftasonunu sosyal ağ insanlarıyla beraber oturma ve muhabbet etme eylemiyle başlatıp, kahvaltı görünümlü brunchımsı bir tür yemek aktivetesiyle noktaladım. (:

Cumartesi iki toplantı birden olunca sabah birine akşam birine katılmak için Ankara'yı fellik fellik gezmiş olduk. Fakat değişik konular üzerine farklı insanlarla konuşmak güzeldi. Aralarda yapmak istediğim şeyleri ölçüp tarttım. Dağarcığıma yeni blog ve siteler kattım. (:

My House sitesinin sahibi Eren Yalçındağ'a e-ticaretle ilgili sorular sorarak merak ettiklerimi öğrendim. Nereden Aldın? gibi şahane bir amme hizmeti sunduklarını da o sırada öğrendim.

Seval Ünver'le kaynaşma fırsatı buldum. Çok şirin, cici bir Pardussever, bir Ubuntubanayeter kişisi kendisi. (: Bayıldık. Hemen görüşme sıklığını artırma faaliyetlerine girdik.

Microsoft'tan Mete Dönmez ile uzun uzun meslek hayatı ve hedeflerimiz ile ilgili konuştuk. Salih'le fotoğraf sanatı ile ilgili kısaca lafladık, beğenmediğimiz fotoğraflarımızı gizlice makinesinden sildik. (:

Konya'dan Mustafa İren ile yemek sırasında internet geçmişimiz ve domain ihtiyacımız konusunda konuştuk.

Kadim dostum ilk sosyal ağ gözağrım Esra ile blogunun RSS sorunuyla ilgili kafa patlattık. Ne çare sonuca varamayacında dahili ve harici bedhahlarım meydana çıktı. Ki Safa Paksu arkadaşımız halen bu konuda sataşmalarına devam etmekte örneğin. (:

Yeni projelerin insanı Ömer ve 38 saat kod yazabilerekten androidimsiliğe doğru yol alan Hmert'le ve Aykut'la ve Mücahit'le ve Ali'yle ve ortak anı paylaşımlarıyla güldük.

Pazar günü Elif'te şahane bir kahvaltı yaptık. Pikapla nostalji yapıp, bir dolu 45'lik eşliğinde çay ve Elif kızımızın nefis damla sakızlı kahvesini içtik. (:
Kendisini, misafirperverliğini ve garnitürlü böreğini onyüzbinmilyon kere likelıyoruz.

İki Yol Var Demiştin Hangisini Seçeyim?

19 Mart 2009 Perşembe

Sözlerime bütün feylesof atalarımın yaptığı gibi hayatın anlamını sorgulayarak başlamak istiyorum bugün.

Çünkü o sinema salonunda Tamer Karadağlı, Mustafa Altıoklar ve ben dahil, dev ekrana dikkat kesilmişken duyduk bunu. Hatta inanmazsın Esma da ordaydı ve tam da yanımda oturuyordu. Dahası o lafı duyunca gözgöze bile geldik. Esma dediysem bizim Esma yani. Yoksa, O siyah gözlük filan takmıyordu.

Şöyle demişti filmdeki çocuk:
Hayatın anlamına ulaşmak isteyen için 2 yol vardır: Uzun olan çok okumaktan geçer, kısa olan sevgiden...

Evet, bugün 20. Uluslararası Ankara Film Festivalindeydim. Evet, Dinle Neyden'i izledim. Evet, çok güzel bir gündü. Evet;

İki yol var demiştin, birinden gidiyorum.

Güzel Olmaz mıydı?

13 Mart 2009 Cuma

Filmlerin bile vizyona girmeden korsanın yapıldığı, devletin bile e-devlet olduğu, hem de ikibindokuzun ilk çeyreğinde hem de bu çağda yani, şöyle gönlümce giyeceğim kıyafeti; efendime söyleyim yakası şöyle, eteği böyle olsun diyip iki tıkla çizeceğim bir program bulamamak ne büyük talihsizlik..

Kimbilir belki ben seni Terzi Ahmet amcaya bile götürürdüm o zaman. Ben saks mavisi elbisemi diktirirdim, sen kavuniçi eteğini. Olmadı alternatifleri dener, kolayca prensipte anlaşabilirdik.
Güzel olmaz mıydı?
Olurdu, olurdu.

Gelişim Günleri Ankara

07 Mart 2009 Cumartesi

Otobüste ders kitabına gömülmüş 700 küsür sayfayı ezbelermekte güçlük çeken o kızı muhtemelen göremeyeceksin bir daha. Bu yüzden, hafifleyen yüküm otoriteyle çatışan halimde de bir sakinleme meydana getirebilir belki. Olumlu tutum sergileyelim.

O'nu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O'nu fetheden asker ne güzel asker, oldum bugün. Biliyorum imaj olarak çok çarpık göründü, ama olumlu dedim zaten başta. Zira başaramayacağım, başarılmayacak bir şey yok gibi şu an.
Çünkü bugün 7 Mart 2009. Yarın da 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü. Ama mevzu bugünlük hâlâ o değil. Hem zaten "gülü bir gün bizi her gün.." değil mi?
Her neyse, bugün Gelişim Günleri'nin ilk günüydü.

Gelişime ve değişime açık olduğumu düşünsem de aslında kişisel gelişim konusunda bazı önyargıları olan biriyim. Fakat bu durum, bunun yön ve yöntemleriyle ilgili bir şey. Ki bunun yansımalarını Genç Girişimcilere Öneriler konulu konuşmada bir kez daha gördüm. Fakat Allah'tan uzun sürmedi ve ondan sonra Hakan Şükür'lü Hasan Kaçan'lı bir an geldi ki program tadından yenmedi. Sonra Canten Kaya, müthiş bir insanmış onu gördüm. Abdülkadir Özbek ve Hafıza Teknikleri kısmı ise kaliteli bi yemekten sonra iyi giden bi tatlı gibiydi.

Hakan Şükür'ün bir dönem hakkında konuşulanları hâlâ unutamadığı her halinden belliydi, üzüldüğünü görmek canımı sıktı. Hasan Kaçan'a bilişim ve teknolojiyle ilgilendiği için ise bir daha saygı duydum. Bütün salonla birlikte mest olduk, kalp olduk vesselam.

İnşallah Ol Sen de Böyle

04 Mart 2009 Çarşamba

Düşündüm de keşke herkes sağlıklı beslenme trendlerini yakından takip etse. Daha çok lifli gıda tüketip, daha çok su içse. Öğle aralarında salatalar, yatmadan önce hep bi bardak süt içmeler olsa. Kahvehanelerde glisemik indeks muhabbetleri yapılsa. Beslenmede karbonhidratlar dışlanıp yeşillik tüketimi ön plana çıksa.
Piyasada talep edilenden çok tatlı mamülü arz edilmiş olsa, yaşanan büyük tatlı enflasyonundan ben zulayı vursam. Her gün, her öğün, rengarenk şeker mi şeker şeyler olsa. Kriz gelecekse bir tek glikozdan gelse. Tek dert onların uzayda kapladığı yerle ilgili olsa.
Negzel olur.