Fırtına Resimleri

28 Şubat 2008 Perşembe


Bugün nette gezinirken şurada harika fırtına resimleri gördüm. Tam fırtına öncesi sessizliği anlatır gibiler... Fotoğrafları çeken arkadaşın başka postları da incelenebilir gibi görünüyor.

Şampuan Reklamları

25 Şubat 2008 Pazartesi



Bu reklam çıktı çıkalı şampuan reklamlarının içler acısı halini iyiden iyiye düşünür oldum. İzledikçe tüylerimi bırakın bütün saçlarım diken diken oluyor, stresten dolgun saçlarım kepeklenecek diye evhamlanıyorum.

Bir kere bu Can neden bu kadar karaktersiz anlamıyorum? Üstelik reklamın başında "Erkekler ve kızlar farklı şeyler istiyor" diyor dolgun saçlı kızımız. Buna rağmen bir de oğlana her dediğini yaptırıyor. Ya hu madem farklıyız diyorsun, bırak oğlan istediğini yapsın. Acıdım valla erkeklere, eğer bütün hayatları bu reklam filmindeki Can'ın makus talihiyle endeksli ilerliyorsa vay hallerine.

Diğer reklamları da şöyle bir değerlendirirsek; en kötü reklamlar, bence kesinlikle şampuan reklamları. Üstelik bu reklamı geyiğe vursam da, diğer markaların reklamları da yanlışlıklar ve aldatmacalarla dolu. Mesela başka bir marka da, kepek sorununu %100 çözdüğünü söylüyordu. Halbuki az buçuk istatistik bilen herkes bilir ki, böyle bir bilimsel veride hiçbir zaman %100 kesinlik mümkün değildir. Her zaman %5 hata payı vardır. (ki bu alfa değeri oluyor) Yani şampuanımız kepeğe olsa olsa %95 çözüm bulabilir. O da pek gerçekçi durmuyor da, neyse...

Bir de nedense kepek şampuanı reklamlarında hep erkekler oynar, değil mi? Stresli garibanlar ne yapsınlar, hayata baksana nasıl kepek sorunları olmasın? (:

Sonra tekrardan Can efendiye dönersek, madem kızın saçlarından bu kadar etkileniyor, neden bütün kadınların şikayeti "kocam saçlarımı kestirdiğimi bile fark etmedi" oluyor? Bu da ayrı bir sorunsal.

Biri şampuan reklamlarına tez elden müdahale etsin, bizi de daha fazla psikopatlığın doruk noktalarına çıkartmasınlar diyorum.

CELLMANN kimdir, Halime, Gazoz kimdir?

19 Şubat 2008 Salı

Gördüm ki halime son yazısında her zaman yaptığı gibi herşeyi birbirine karıştırmış ve insanların kafasını sulandırmıştır. Öncelikle kim kimdir? sorusuna yanıt verip halime'nin durumu ile ilgili bir kaç açıklama yapacağım.

CELLMANN kimdir?
Bu blogda iki farklı kullanıcı vardır. Biri ben yani CELLMANN, diğeri de Halime. Ben bu blogun kurucusu ve sahibiyim. Halime daha sonra bana yalvardı ve burada yazmaya başladı. Bu blogda ben genelde, Halime hakkında insanların dikkat etmesi gereken noktaları yazıyorum. Halime de kendisini süsleyerek bu eksikliklerini göstermemeye çalışıyor.

Halime kimdir?
Halime kendi halinde, fakat bazı zamanlarda çevresinde büyük tehlikeler oluşturabilecek, dış görünüş olarak bize benzeyen fakat iç dünyasında kendi amaçları için gizli gizli planlar yapan ve aramızda dolaşan biridir. Tekrar söylüyorum kendisi çok tehlikelidir. Bu blogda da Gazoz ve Halime olarak yazılar yazmaktadır.

Kar Yağıyor Bugün Ankara'ya

17 Şubat 2008 Pazar

Dünden beri aralıklarla kar yağıyor Ankara'ya, hatta şimdi de yağıyor. Kış çocuğu olduğumdan mıdır nedir, bugün biraz bu özlediğim manzaraya kavuşmanın heyecanıyla ufak bir gezinti yaptım. Akşam gelince de okulların tatil olduğunu duydum. Haberleri izlerken sanki sabah çıkıp karda gezen ben değilmişim gibi, sevgili rektörümüzün bizim okulumuzu da tatil yapmasını istedim.

Sonra, ertesi sabahı düşündüm ve içimden "Neden okula gidip gitmemeye şimdi karar veriyorum ki, belki sabaha sokaklar daha da güzel olacak." dedim. Gelecek için bugünden hesap yapmak ne tuhaf...

Aman bi Recalim Var Blogger'dan

16 Şubat 2008 Cumartesi

Blog yazmaya ilk olarak food engineer ve Gazozino'yla başladım. En son olarak da Selman'ın tehditleriyle, bu blog çıktı ortaya. (: (Bu konu apayrı bir macera, daha sonra anlatacağım.) Bildiğiniz gibi gazoz rumuzunu kullanarak yazı yazıyorum, fakat bu blogu açtıktan sonra, gerçek ismimin bilindiği bir yerde takma isim kullanmanın da bir önemi kalmadı ve böylece az sonra bahsedeceğim eksiklik çıktı ortaya.

Blogger'da birden fazla blogu olanlar, her blog için ayrı bir rumuzla yazı gönderemiyorlar. Farz-ı misâl olarak beni ele alırsak; bloglarımın her biri ayrı telden çaldığından hepsini ortak bir paydada birleştirecek tek bir rumuz yok. Hâl böyle olunca da, uzun zamandır bloglarımla ilgili kafama takılan bu ayrıntı, aklıma deli deli şeyler getirdi. "Kel kör kendi işini kendin gör" dedim ve dün akşam kendime yeni bir blog hesabı açarak bloguma yazı göndermek için kendi kendimi davet ettim.

Google Yahoo'yu satın alır mı, almaz mı bilmiyorum ama Blogger'daki bu ufak ayrıntıya da bir el atılırsa iyi olur, yoksa ben giderek gazoz'u hayalî arkadaş olarak görmeye başlayacağım, haberiniz olsun. (:

Sözün özü: Blogger'da bir hesapla birden fazla blog edinilebildiği gibi, her blog için de ayrı nick kullanılabilsin.

Tehlikenin farkında mısınız?

13 Şubat 2008 Çarşamba

Bugün her 12 insandan 4'ü halimenin kendisinden uzak durmasını istiyor, 6'sı yalnız yürüyemiyor, çocuklarını dışarı çıkaramıyor veya korkuyor. Halime her geçen gün büyüyor...

TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

Yeni Başlayanlar için Sayı Yorumlama Metodları

10 Şubat 2008 Pazar

Matematik gibi hayatımıza nerden girdiği belli olmayan bilinmez varlık Selman, çözülmesi imkansız görünen bir geometri sorusunda 3 4 5 üçgeni yakalamış gibi sevinerekten yeni bir iddiayla daha karşımızda...

Geçen seferki anket sonuçlarını nasıl yanlış yorumladıysa şimdi de profil gösterimlerimizi çarpıtarak insanları yanıltmakta.

Neden gösterim sayılarımızı kıyaslarken kendisinin ve benim kaç blogum olduğunu göstermemiş?

Selman'ın, sayısını ülkenin tüm medyumları biraraya gelse yine de bilemeyeceği kadar çok olan, bloglarının yanında benim yayın yaptığım sadece 3 blogum var. İşte Selman'ın bizim şu an görebildiğimiz sadece birkaç blogu:

Ve benim bloglarım:
Gördüğünüz üzere ilköğretimden mezun olan her öğrencinin kolaylıkla hesaplayabilceği basit bir matematik işleminin yorumundan ibaret her şey... 8 blog( ki burda olmayan ve esas ziyaretçi çeken blogu olan, bir de Vattmann var) yani toplamda 9 oluyor. (Biz 9 sayısına göre kıyaslayalım.)

Sizce 9 blogla 990 gösterim mi daha başarılıdır yoksa 3 blogla 970 gösterim mi? Blog sayısı benden 3 kat fazla olan Selman'ın beni geçmiş olması için en azından 970*3=2910 gösteriminin olması gerekirdi.

Böylelikle "Selman için sayı yorumlama" derslerimizden birini daha bitirmiş olduk. Dersimizin amacı doğrultusunda çağrımızı da yapalım: Matematiği hayatına da uygula Selman. (:

Halime'nin günlerdir içten içten "oh be, canıma da deysin" diyerek, ders esnasında, orda bura gülümsemesine neden olan ve sorduklarında "hiç, aklıma bir şey geldi" dediği ben, Arena ve Haber Özel'in bile ulaşamadığı belgelerle karşınızdayım.

İşte Halime'yi bir kez daha yıkan, simitçi fırınının mutfağını denetleyen belediye görevlilerinin "bu çöpün yanındaki simitlerin işi ne burada!?" sorusuna cevap veremeyip şaşıran, kekeleyen ve kızaran sahibi gibi, şaşım şaşım şaşırmasına, kekem kekem kekelemesine ve kızım kızım kızarmasına sebep olacak belgeler:

Yer: Blogger Profilleri
Tarih: 10.02.2008
Saat: 01:30

Belge: Halime'nin ve benim Profilim

İşte yine görülüyor ki, Halime benden 1 ay önce bu blog işine girmiş olmasına rağmen, ben profil gösterim sayımla Halime'yi dövmüşüm. Sadece gösterim sayısı ile değil, ziyaretçi sayımla da dövdüm. Aynı zamanda yapılan ziyaretçi sayısına göre 5.910 ziyaretçisine karşılık benim 146.740 ziyaretçi sayısına ulaştığım görülüyor. Daha ne olsun. İşte arkamda yüzbinlerin desteği var. (ben yüzbinler diyebiliyorum ama halime onbinler bile diyemez. Çünkü onbinler diyebilmesi için 2009'un mayısını beklemesi gerekli. )Senin sırtın yere gelmez oğlum. Oh be!

CELLMANN | Ben Hastayım

Çelişik Yaşam

07 Şubat 2008 Perşembe

Bu durumdan zerre memnun değilim bildireyim. Bir an önce aile hayatım normale dönsün diye bekliyorum.
Zira kendimi stres topu gibi hissetmeye başladım artık.
Bana sorarsanız, ben de o acayip sesler çıkaran ve güya stres alan, mıknatıslı toplara "gıcık oluyorum" derim ama bunun için gidip de bunları satan satıcının kafasını da taşlamıyorum.

Şimdi durup dururken sen benimle niye çelişiyorsun ki ey insanoğlu?

Yalanın Rengi Olur mu?

03 Şubat 2008 Pazar


Bir arkadaşım tartışma konusu olarak bu konuyu açmış, güzel de bir yazı yazmış. Böylelikle benim de içimden bu konu hakkında üç-beş cümle etmek geldi.

Hepimiz zaman zaman yalan söyleyebiliyoruz. Tabii kimse kendine yalan söylüyor ya da söylemiş olabilmeyi yakıştırmıyor ama herhalde en büyük yalanımız da "Ben hiç yalan söylemem" demek oluyor. Bu durumda kafamda çelişkiler yaratan bir başka düşünce de, madem ki herkes yalan söylüyor o halde dürüst olanlarımız kimler sorusu oluyor. Biri bir adım öne geçerek "Ben yalan söylerim" diyorsa en dürüstümüz o mu demeliyiz?

Böyle olunca da kederleniyor insan ister istemez, çünkü her şeye rağmen inanmak istiyor hayatta kayıtsız şartsız güvenebileceği birilerinin de olabileceğine. Kendinin bile bazen bu gruba girmediğini düşünse de... Çünkü gerçekleri söylememek de yalan olmasa bile yalana yardım ve yataklık yapan bir davranıştır diyor içinden.

Bu yüzden illaki bir rengi olacaksa yalanın, beyaz filan değil, siyah olması gerektiğini düşünüyorum. Söylediklerimizin masumane yalanlar olduğunu düşünsek bile, neye göre kime göre bu kararı vereceğiz? Bazen günü ve kişileri kurtarma adına söylediğimiz ve genelde pembe diye düşündüğümüz yalanlar, belki de bu kadar zaman gerçeklerin farkında olamamanın mutsuzluğunu getirecek.

Farz edelim ki bir kadın eşi tarafından aldatılıyor. Evet bunu bilmediği zaman mutludur belki ama bir gün geldi ve öğrendi diyelim. Yine de farkında olmamayı mı tercih ederdi acaba?

Özdemir Asaf güzel demiş...

bana yalanlar söylese yetinecektim. ama yalan söyledi.

Not:Resimin kaynağı burasıdır.