Ankara'da yaşıyorsanız kış geldiğinde ayazla yaşamaya alışmalısınız. Memleketimin Erzurum'una kar yağar, Ankara'sına ayazı gelir. Bu sebepten her kış sık sık faranjit sorunu yaşarım. Bu o kadar benle ve kışla özdeşleşen bir hal oldu ki, artık ne hastaneye gidiyorum ne de ilaç alıyorum. Hiçbir şey istemiyorum.
Faranjitim için kendimce çözümler buldum. Bir boğaz pastili, bir ılık çay, biraz dinlenme... Tamamdır, işte. Ama ısrarla ilaç konusunda üstüme gelinmesinden bıktığım için tamam, "bir pastil al, bana yeter" dedim anneme. Bir çanta ilaç da neyin nesi? Hadi ilaç da ilaç ısrarlarına sesim çıkmasın diyorum. Bu seferde eczacı beni illet ediyor. Hani bir reklam var ya "bütün k'lar mı kadınlara karşı kacım?" diyor. Aynen o durum... Bazı eczacılar, doktor olamamanın ezikliğini mi duyuyorlar, nedir? Çok işgüzarlar, hemen doktor gibi ilaç yazmalar filan. Hele de o ilacı benim ne tarz bir hastalığım olduğunu bile bilmeden, arkamdan ahkam keserek vermeleri yok mu? Kafamdaki yüksek yüksek tepelerdeki evler zıngıl zıngıl sallanıyor işte o zaman.
Live together, die alone'muş. Birlikte yaşayım da şehadet şerbetini erkenden içiyim değil mi?
Live Together, Die Alone
Gönderen halime çiçek Etiketler: Günlük Güneşlik, Nasıl Delirdim? 30 Kasım 2007 CumaEmeğe Saygı, Emeğe...
Gönderen halime çiçek Etiketler: lirik zaman gönderileri, Oltaya Takılanlar 29 Kasım 2007 Perşembeİnternette özellikle forumlarda bir klasik vardır; "Emeğe saygı, repleri unutmayalaım beyler!" tarzında cümleler yazılır, genelde imzalara. Bunu olur olmadık, saçma ve sapan bir şekilde herkes yazar. Hatta "Alıntıdır, emeğe saygı" bile yazılır. Doğru ortada saygı duyulması gereken birşey vardır ve/fakat genelde saygı duyulacak kişiler karışır. Hal böyle olunca da bazen bir bakıveririrsiniz, sizin "emek" vererek yazdığınız bir yazı, forumlarda ya da diğer web sayfalarında "emeğe saygı" imzasıyla; fakat sizin adınızın haricinde herşeyiyle tastamam boy gösteriyordur.
İşte buna benzer bir olay Elif Şebnem Akal'ın da başına gelmiş. 2002 yılında bir doğum gününde yalnızlığına efkarlanan Elif Hanım bir şiir yazıyor. Adı: Ara Sıra. Sonra bu şiiri eşe dosta ve mail gruplarına e-maille okusunlar diye dağıtıyor. Şiir o kadar içli ki ben de dahil tüm okuyanlar mest oluyor. İnsanın sadece kendisini mutlu etmek adına yaptığı bir işin, o işe gerçek anlamda emek veren çevrelerce de kabul görmesi üzerine tarif edilemez duygular içine giren Elif Şebnem Akal, gel zaman git zaman kendi şiirinin Can Yücel imzazıyla kendine geldiğini görünce şok oluyor. Olay bu kadarla da kalmıyor, bir de Hıncal Uluç bu şiir için Can Yücel'e methiyeler düzüyor. Daha sonra Elif Şebnem Akal'ın girişimleriyle yanlışlık düzeltiliyor ve Hıncal Uluç hemen bir tekzip yayımlıyor.
Her ne kadar insanın şiirinin bir ustanın adıyla anılması gurur verici olsa da, işte bizim emek dediğimiz şey bu noktada devreye giriyor. Ne diyelim, emeğe saygı gerekiyor efendim. Elif Şebnem Akal imzasıyla işte o güzelim şiir:
Yalnızlığa dayanırım da, birbaşınalığa asla...
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka...
Bir dost göz arayışıyla.
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam
Geçinip gideriz biz mutluluğumla,
ama
'Günün aydın, akşamın iyi olsun' diyen biri olmalı...
Bir telefon sesi çalmalı arasıra kulağımda...
yoksa
Zor değil, hiç zor değil,
demli çayı bardakta
karıştırıp bir başına
yudumlamak doyasıya...
Ama
'çaya kaç şeker alırsın?'
Diye soran bir ses
olmalı ya ara sıra...
Şiiri okuyup bunalıma giren yazarın notu: Ben çayı bile şekersiz içiyorum ya :'(
Eğer bir blog hazırlıyorsanız, blogunuzun istatistiklerini takip etmeniz okunurluğunuzu artırmanız için faydalı bir iştir. Ben de StatCounter sayesinde her gün bloglarımın kaç ziyeretçi aldığının yanı sıra hangi yazılarımın beğenildiğini, arama motorlarında hangi yazılarımın çıktığını görebiliyorum.
Bloglarımı mümkün olduğunca güncel tutmaya çalıştığım için de her gün istatistiklerimi kontrol ederim. İşte bugün "Bakalım kimler gelmiş, kimler geçmiş blogumdan?" derken CHikolata isimli bir blogdan bloguma giriş yapıldığını gördüm. İlgimi çekti ve hemen linke tıkladım. Açılan sayfada linkimi gördüm. Aslında teşekkür için mail atacaktım ama en sonunda blogumda bir yazı yazarak süpriz yapmanın daha güzel bir fikir olduğu konusunda karar kıldım.
CHikolata daha yeni bir blog fakat yeni yazılar eklendikçe çok daha güzel bir hal alacağını düşünüyorum. Genel anlamda modanın sıkı bir takipçisi olmasam da, benim için beğendiğim herşey modadır. O yüzden de kendi moda anlayışım için beğenilerime rastlamak önemli bir hal alıyor. Burada beğenilerimle moda kesişebilir diye bekliyorum.
Bu arada, Converse olmadan olmaz Elif. (:
Hayalimdeki Süper Kahraman
Gönderen halime çiçek Etiketler: Ciddi misin?, Tek Tek Teknoloji 27 Kasım 2007 Salı
Bir süper kahramanın en önemli özelliği nedir? Herhalde tam olması gerektiği zamanda, kendinden de beklendiği gibi, olay mahallinde olmasıdır. Öyleyse diyebiliriz ki, bir süper kahraman için en önemli kalite kriteri "zamanlama"sıdır. Bunu sağlamak içinse, elbette modern zaman süper kahramanlarının teknolojiyle de haşır neşir olması gerekmektedir.
Kahramanların bir diğer kendilerine has özellikleri ise "uçma" kabiliyetleridir. Ee uçmak için ne gerekir? Teknoloji. Farz-ı misal Spider Man'in kartuşlarını alsam, O'nun Spider Man'liği nanay, öyle değil mi? Bu yüzden ben, teknolojiden nasibini almamış kahramana, kahraman demem efendim. Yeter artık tüm süper kahramanlar Wireless kullansın, ulaşayım hayalimdeki kahramana. (:
Lösev 2008 Takvimleri Sizleri Bekliyor
Gönderen halime çiçek Etiketler: Oltaya Takılanlar 25 Kasım 2007 PazarKabul ediyorum, Halime normal bir insan
Gönderen CELLMANN Etiketler: CELLMANN diyor ki 24 Kasım 2007 CumartesiHalime CELLMANN'ı anlamak başlığında yazılar yazarak kendi acziyetini gözler önüne sermektedir. 3. yazısını yazmasına rağmen bir türlü ne beni anlatabilmiş ne de kendisi anlamıştır. Bir insanın konu üzerinde konuşması için o konu hakkında fikir sahibi olması araştırma yapmış olması gerekmektedir. Eğer bu ikisinden biri olmadan konuşursanız (yani halime gibi) atıp tutmuş olursunuz. İşte bu Halime'nin tanımı. Okula giderken sağa sola bağırıp çağıran ve insanlar hakkında olmadık şeyler söyleyen halime attıklarıyla ya birinin kafasını kırar ya birinin moralini bozar yada kendi canını yakar. Yazdığı şeyi anlamayan biri için çok normal.
Blogları kapatmamın sebebi başarılı olduğum diğer alanlara daha fazla yoğunlaşmak ve başarımı artırmak içindi. Bunu o da çok iyi biliyor. Fakat dinleme kabiliyeti, iki kulağının arasında yolculuk yapan ve kafasına vurunca beynine doğru ilerleyerek süzülen seslerin, karanlık ve geniş kafa tasındaki bir kaç kırık tahtanın arasına sıkışan kırıntılardan oluştuğu için, söylediğiniz şeyi bir kaç sene sonra anlayabilmekte. Tabiki bu Halimenin ilk zamanlarına göre çok çok normal durumları.
Son zamanlarda artan medya ile ilişkilerim, Halime'nin pembe hayallerini altüst ettiği için (kendisinin gözle görülebilecek büyüklükte bir başarısı yoktur. Ancak laboratuar ortamında gelişmiş sistemler ile görülebilmekte) beni biraz kıskanmış. Her başarılı insan bu işi yapmak isteyipte başaramayan kişiler tarafından kıskanılır. Kıskanç biri olarak halime için bu da normal bir durum.
Her yıl 24 kasım'da kutlanan öğretmenler günü, özellikle ilköğretim öğrencileri ve öğretmenleri için ayrı bir önem teşkil eder. Bu günlerde öğretmenlere hediye almak için bir telaş başlar. Ayrıca derslerin kaynatılması için elde edilebilecek yegane günlerden biridir, öğretmenler günü. Öğretmenler için yazılmış şiirler ulu orta, durduk durmadık, zamanlı zamansız okunabilir. Eğer okulun bir korosu varsa, bu güne münhasır şarkılar söylenir.
Amma velakin öğretmenlik zor meslektir, her yiğidin harcı değildir öyle. Hayatıma girmiş olan bütün öğretmenlerime minnet duyuyorum. Ama hayran olduklarımın yeri apayrıdır, benim için. Hayran olduğum öğretmen; çocukları için kurs tavsiyesinde değil de çalışmasını sevdirerek burs tavsiyesinde bulunandır, sadece kitap okumayı tembihlemeyen, hayatı okumada da kılavuzluk yapandır.
İşte dayım da bunlardan birisidir. O'nun öğrencileriyle hayatı o kadar iç içedir ki ne zaman evine gitsem, mutlaka ziyaretine gelmiş bir öğrencisi olur ve ceketinin cebinde ise bir mendili, olaki burunları akarsa silebilsin diye. O'nun öğretmenlik yaptığı yerde kış zordur, para verecek şey çoktur. Ne mutlu O'na ki, O bundan hiç gocunmaz, çünkü bilir ki "eğitim, çocuğu sevmekle başlar."
Daha önce yazmış olduğum birçok yazıda blogunu satan bilge havalarına giren Selman'ı anlamaya çalışmıştık zaten, fakat bir önceki gönderiden de görülen o ki, Selman'ı anlamakta hala zorluk çekiyoruz. Bu sebepten yazı dizimize devam edeceğiz.
Ziyaretçi sayısıyla zahiren bana hava atmaya çalışan Selman, hem VATTMANN'ı hem de Kampuscell'i kapatarak aslında, benim kendisiyle bir yarışım söz konusu değil fakat, kendi kendine başlattığı bu yarışı kaybettiğini göstermek isitiyor. Ama tabi O'nun gibi "kadının sırtından dayağı eksik etme" zihniyetine sahip birinin böyle bir itirafı yapmasını beklemek mümkün olmadığından, ancak bu şekilde kendini ifade edebiliyor.
Zeka konusunda da aynı şekilde, daha önceki yazılarımın hepsinde kendisine verdiğim sus paylarını kaldıramadığından, kendini ispatlamaya çalışıyor ve bana hakaret ediyor. Bu tip insanlar nedeniyle internette sansür çalışmaları yapılıyor. Fakat ben kainatta herşeyin zıttıyla var olduğunu düşündüğümden, gençlerimizin O'nun yanlışlarını görerek kendilerine ders çıkarmaları için, bir sembol olarak, blogumda yazı yazmasına izin veriyorum.
En son paragrafta beni Amerika'nın uzaya gönderebileceğini yazarken ise aslında benim ne kadar" evrensel" bir insan olduğumu söylemek istiyor. Öyle ki iletişim kabiliyetimle uzayda bile dünyamızı temsil edebileceğimi kendisi de biliyor. Bunu söyleyemeyişi tamamen O'nun sosyo-kültürel yapısıyla alakalı.
Gördüğünüz gibi Selman çözülmesi zor bir matematik deklemi gibi önümüzde duruyor. Fakat herşeye rağmen biz, Selman'ı anlamaya devam edeceğiz...
Halime'yi koruma derneği açılmıştır
Gönderen CELLMANN Etiketler: CELLMANN diyor ki 22 Kasım 2007 PerşembeKendisine hoşgörü ile yaklaşmama rağmen verdiği cevaplarla sürekli şahsıma ve sevenlerime hakaretler eden, ileri geri konuşan ve atıp tutan (genelde bu tür eylemlerde bulunur) Halime’ye seviyemi koruyarak cevap vereceğim. Gerçi işin içinde halime gibi “çamur” biri olunca saygı seviye kalmıyor ama bunu sizler için yapacağım.
Öncelikle kendi blogumda verdiğim cevabı yeterli bulmayarak yorum yazan Halime’ye kendisini 120.000’e ulaşan ziyaretçi sayımla döveceğimi de söylemek istiyorum. Evet kadına el kalkmaz ama atalarımız kadının sırtından dayağı eksik etme demiş. Şimdi yine ziyaretçi sayısını neden karşılaştırıyor diyecek. Diğer konuları da açarsak iyice batarsın da o yüzden. Benim bloglarıma geçen sürede 20.000 ziyaretçi girerken Halime’nin ziyaretçi sayısı sadece 500 kişi artmış. Yani 40 kat daha fazla. Bu sayının özel bir anlamı Halime’nin 40 kat daha geri olduğunu gösteriyor. (Zeka anlamında da)
Buradan tüm Kamuoyuna sesleniyorum. Halime ile aynı dünyayı paylaşmak zorundayız. Bir süreliğine de olsa bu bir gerçek. Lütfen onu hor görmeyin. Yaptıklarından dolayı onu hoş karşılayın. Böyle bir cisim işte. Amerika belki onu uzaya gönderebilir.
Bir Damla Gözyaşınız Var mı?
Gönderen halime çiçek Etiketler: Oltaya Takılanlar, şip şak 19 Kasım 2007 Pazartesi







4 Gündür Beğendik Mağazalarında "Bir Damla Gözyaşınız Var mı?" adı altında, 1915 Çanakkale Seddülbahir Savaş Galerisi Sergisi vardı. Nihayet ben de dün gidip görebilme fırsatı buldum. Bol bol da resim çektim ki hem hafızam canlı kalsın, hem de sizlerle paylaşabileyim.
Herşey o kadar canlı ve taze ki sergi, şavaş yıllarının yoksulluğunu adeta gözünüzün içine sokuyor. Hele şu postal ve çarıkların olduğu bölümde duygulanmamak elde mi? Çarık nerde, postal nerdee... (Postalların kime ait olabileceğini tahmin etmek için müneccim olmak gerekmiyor, isim vermek istemiyorum.)
Seddülbahir Cephesiyle ilgili ayrıntılar için vikipedi'yi ziyaret edebilirsiniz.
Yapsak Yapsak Pazar Günü Ne Yapsak?
Gönderen halime çiçek Etiketler: Ciddi misin?, Günlük Güneşlik 18 Kasım 2007 Pazar
Pazar günlerinin boşluğunu dolduran yegane tatlı, Tiramisu... Aslında 1-2 gündür hava da oldukça güzel ama pazar günü nedense dışarı çıkası gelmiyor, insanın. Hal böyle olunca da insan can sıkıntısından, birşeyler yapmak istiyor.
Kardeşim ÖSS'ye hazırlanıyor. O'nu da rahatsız edemiyorum. Hoş, etsem de kovuyor beni başından zaten. Hep ders, hep ders canım, çok sıkıcı. (:
İşte tam böyle bir zamanda "Ne yapsam, ne yapsam?" diye düşünürken tiramisu imdadımıza yetişti de herkes rahatladı sonunda. (:
Şimdi tek bir eksik var. O da, bu kadar şeyin yenmesi için toplanacak bir misafir kalabalığı. İkindi çayına beklerim efendim. (;
Senden Dolly'im Olsun İstiyorum
Gönderen halime çiçek Etiketler: Komplo Teorileri, Oltaya Takılanlar, Tek Tek Teknoloji 16 Kasım 2007 Cuma
Genetik çalışmalar hızına hız katarak ilerliyor. Şirketler genetik için dudak uçurtan harcamalar yapıyor. Türkiye'de de İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Bölümünde yürütülen çalışmalar sonucu, 10-15 gün içinde ülkemizin ilk kopya kuzucukları dünyaya gelecek.
Klonlama yönteminin uygulamaya geçmesiyle, hayvancılık ve insan sağlığını ilgilendiren birçok konuda çığır açılacağı söylenebilir. Yalnız insanı tedirgin eden nokta, klonlamanın süregelenin aksine eşeysiz üremeyle yapılması. Tamam belki şimdilik "aman ne olacak koyun işte" diyip geçiliyor fakat bu tekniğin insanlar üzerinde denenmesi ihtimali, ilerki yıllarda gündeme gelecek en büyük sorunsallardan biri olarak yerini alacağa benziyor. Şimdi bile babasız bebek dünyaya getirmek isteyenler olduğunu düşününce oluşacak etik sorunları düşünmek bile ürpetici.
Bir başka aklıma takılan nokta ise, özellikle organ nakli için yapılacak klonlar insan yerine konulmayacak mı? Bunların hak ve hukuku olmayacak mı? Ya da klonumuz daha dünyaya gelirken klon olduğunun farkında mı olacak?
Ve danalar bostana girdiğinde, bu işe milyon dolarlar yatıran şirketler bir buluş yaptılar ve patent aldılar diyelim-son zamanlardaki kök hücre çalışmaları gibi-sonra da iş ticarete döküldü, neler olabileceğini bir düşünün. Güç sahipleri güçlerine, biyolojik olarak güç katacaklar, vahşileşen dünya zayıflara iyice yaşama hakkı tanımayan bir yer olacak... Oysa her insan doğarken eşittir, bu hakkı gaspeden insanoğludur ve öyle görünüyor ki böyle giderse insanın talanı da yakındır.
Bir Başarı Hikayesi ve Bir Garip Tesadüf
Gönderen halime çiçek Etiketler: Oltaya Takılanlar, Tek Tek Teknoloji, Zaferlerim 15 Kasım 2007 Perşembe
Bugün okuldaki duyuruların olduğu panoda bir bilgisayar çıktısı asılıydı. Bu sıralar sınav sonuçları dolayısıyla panoları fazlaca gözetliyorum fakat çıktıda dikkatimi çeken başka birşey vardı.
"Türk doktor Çiçek’ten meme kanserini durduracak buluş" diye bir başlık yazılıydı. İlk başta Çiçek soyismi vardı tabi gözüme çarpan, ama bir taraftan da "bizim duyurularda böyle bir duyurunun ne işi var ki, ne alaka yani?" diye düşünüyordum. İşte tüm bu kafa karışıklıkları içindeyken yazıyı okumaya başladım.
ABD’nin en önemli tıp merkezi Mayo Clinic’te kanser araştırmacısı olarak çalışan Türk doktoru Muzaffer Çiçek, meme kanserinin büyüyüp gelişmesini önleyecek bir buluş yaparak dünya tıp çevrelerinin dikkatini üzerine çekti.diye başlıyordu yazı. İnsan gururlansa da hala bir anlam veremiyor tabi, Gıda Mühendisiliği Bölümünün duyurular panosunda böyle bir haber bulunmasına, ki bizim pano zeytin semineriydi, gıda sempozyumuydu, ekmekçilik fuarıydı gibi ekinliklerin duyurularıyla doludur genelde. Neyse yazıyı okumaya devam ettim ve bütün düğümler çözüldü, nihayet.
Ankara Üniversitesi Gıda Mühendisliği Fakültesi’ni bitirdikten sonra devlet bursuyla Amerika’ya gelen Doç. Muzaffer Çiçek, 2.5 yıldır sürdürdüğü araştırmalarda östrogen hormon senteziyle ortaya çıkardığı ‘2ME’ molekülünün deney farelerinde meme kanserinin büyümesini durdurduğunu, kanser hücrelerinin kemiklere yayılmasını (metastas) önlediğini bildirdi.Meğerse Muzaffer amca bizim bölümün öğrencisiymiş. Hürriyet'te haberi gören bölüm başkanlığı da yazıyı panoya astırmış.
Bu başarı hikayesinden bazı çıkarımlarda bulunmak gerekirse; bir kez daha anladım ki hakikaten gıda mühendisliği disiplinler arası bir bölüm ve bir gıda mühendisi her şey olabilir. Ne olacağı konusu tamamen sizin yaratıcılığınıza kalmış artık. -Soyadlarımız da aynı zaten, size baba diyebilir miyim?- (:
Aah Ahh, birer öğrenci olmak vardı aynı sınıfta ya da aynı projenin içindeki iki eleman; aynı pipetle çekim yapan ve aynı fareleri aşılayan...
Bir de teşekkür
Gıda Mühendisliği Fakültesi hitabıyla, haberin gazıyla da olsa gerek, bizi Gıda Mühendisliği bölümünden fakülteliğine terfi ettiren Hürriyet'e teşekkürlerimi bir borç bilirim. Sonunda camiada ne denli büyük bir yerimiz olduğu anlaşıldı. (:
Haberi okumak için tıklayın.
Yağmur altında üşüyen
Köprü olmak geçer
Hiç değilse
İçimden.
Çocukla çocuk olmak diye bir deyim vardır. Genelde büyüklerden birinin çocuklarla tartışması gibi durumlarda kullanılan bu deyim, benim için anlamının çok ötesinde belki dünyada kötü sayılarak yapılan şeylerden en iyisidir. Bir çocuğun gözüyle dünyaya bakabilmek, hatta o şekilde yaşamak…
Bugün sorsam herkes bir şeylerden dem vuruyor. Haklılar, dünyanın hali, insanlığın hali… Düşünmek bile içler acıtan mesele. Oysa dünya çocuksuluğunu kaybettiğinden değil mi, bu kadar sorun? Geçenlerde bir yazıda ağlaya ağlaya okuduğum, aynen şöyle bir olayın zuhur ettiğ yazılmıştı:
Televizyonda Afrika’da ekmek toplayarak karınlarını doyurmaya çalışan, bir deri bir kemik kalmış çocukları gören bir çocuğumuz, evdeki parça ekmekleri alıp televizyonun arkasına koymaya başlamış. Anne babası fark edene kadar aradan 1-2 gün geçmiş, bir de bakmışlar ki televizyonun arkası ekmek dolu. Burada çocuğun bunu neden yaptığını anlamak, eğer hala çocukça düşünebilen bir vicdanımız varsa, hiç de zor olmasa gerek. Ama işte, çocukla çocuk olmamalı ya... Neden? Sisli camlar ardında yaşaya yaşaya güneşimiz mi battı?
Büyükler o çocuk kadar çocuk olabilseler acaba, 21. yüzyılda bilişim çağını yaşayan insanlığın neredeyse yarısı açlık sınırının da altında yaşar mıydı, yine de?
Kadınlar En Çok Kadınları Kıskanırlar
Gönderen halime çiçek Etiketler: insan manzaralari 10 Kasım 2007 CumartesiGeçenlerde saçlarımı kestirip okula gittiğimde bir arkadaşımın "Seni görünce Halime saçlarını kestirmiş diye sevinmiştim, arkanı dönüp de boyunun kısalmadığını görünce yıkıldım." demesiyle bu konu üzerinde iyiden iyiye düşünmeye ve gözlemler yapmaya başladım. Aslında arkadaşımın açık yüreklilikle saçlarımı kıskandığını söylemesi bir yönden hoşuma gitti, insan beğendiğini kıskanır çünkü.
Kadınların yaşayış ve hayatı algılayış biçimleri, süslenme anlayışlarıyla birebir ilişkilidir. Bu anlayış kıskançlıkla birleşirse bir kadını spor salonlarına, kepek ekmeklerine, estetik cerrahlara mahkum edebilir. Üstelik bu tür aktiviteler yapılırken -etrafımdaki çiftelere baktığımda- nedense hep kadınların partnerlerine hoş görünmek istedikleri için böyle davrandıklarını söylemeleri gibi bir durum da söz konusu.
İş hayatında da bu durum pek farklı değil aslında. Birçok kadın erkek yöneticilerle sorun yaşamazken, bir bayan yöneticiden emir almaktan hoşlanmaz. Veyahut bir mağazaya girdiğinizde, bayan tezgahtarları bir izleyin. Tezgahtarlar arasında bayan müşterilerle ilgilenmek isteyenler çok azdır. Kuaförde çalışan kadın sayısının, erkek sayısına nazaran neden daha az olduğunu, yine kadınların hemcinsleri arasındaki kıskançlığa bağlayabiliriz. Bir bayanın eli, pek çok ince işi yapmaya muktedirken makas tutup saç kesmeye erkeklerden daha mı az yakışacak yani? Elbette ki hayır. Bunun altında kadınların birbirlerini çekememezlik kompleksleri yüzünden en güzel saç modelinin kendilerinde olmasını istemeleri olamaz mı? Bence olabilir, tanıdığım pek çok kadın, bayan kuaföre güzel kesemiyor diye saçlarını kestirmek istemez.
Efendim bu kadar laftan sonra sıra bana ve kıskançlıklarıma geldiğinde; sevgili olaylarına vakıf olmayan biri olarak, karşı cinsle yaşanan kıskançlık hadiseleriyle ilgili bir itirafta bulunamayacağım fakat benim de kıskandığım hanımlar yok değil hani. Özellikle NTV’nin çıtır spikerleriyle yaşadığım ufak çaplı kıskançlık krizlerim var ne yazık ki.
Niye bu kadar güzelsiniz ve bir o kadar da güzel konuşuyorsunuz siz ya? (:
Gizliden Çaldırma Devri Bitti mi?
Gönderen halime çiçek Etiketler: Tek Tek Teknoloji 08 Kasım 2007 PerşembeGeçtiğimiz günlerde MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu, Adalet ve İçişleri Bakanlıkları ile Telekomünikasyon Kurumuna başvurarak, cep telefonlarından gizli arama yapılması uygulamasının kaldırılmasını istemesinin ardından, dün Turkcell Genel Müdür Yardımcısı İlter Terzioğlu tarafından Turkcell'in yeni bir hizmeti duyuruldu. Buna göre artık Turkcell'liler telefonlarına gizli numaradan arama yapılmasını isterlerse engelleyebileyecekler.
Sistem Nasıl Aktifleştiriliyor?
Sistemi uygulamaya sokmak için *253#'yi tuşlamanız yeterli oluyor. Bu işlemden sonra telefonunuzun ekranına gizli numaradan arama yapılmasını engellediğinize dair bir uyarı mesajı geliyor.
Sistemi Tekrar Eski Haline Getirmek için Ne Yapmak Gerekiyor?
Şayet tekrar telefonunuzu gizli aramalara açmak istiyorsanız bu kez de #253#'yi tuşlamanız yeterli oluyor. Aynı şekilde yine bu işlemin sonunda da telefonunuza gizli aramaları açtığınıza dair bir mesaj alıyorsunuz.
Yalnız bu hizmet şimdilik sadece Turkcell tarafından veriliyor. Diğer operatörlerden de bu tür hizmetleri bekliyoruz.
Yıldırım Düşse Tutabilir misiniz?
Gönderen halime çiçek Etiketler: Aktüel Mevzular, Beşiktaş, Nasıl Delirdim? 07 Kasım 2007 Çarşamba
Şenez Erzik'i ve İsmet Arzuman'ı istifaya davet eden Yıldırım Demirören'nin istifasını dileyen Beşiktaş Taraftarının sarfedeceği soru cümlesi. Şahsen ben tutamam, tutmam da. Resmen Çarşı Beşiktaş'a karşı oldu.
Mazisinde 21 tane şirket batırmış bu kişinin 22.si olarak Türkiye'nin en eski klüplerinden Beşiktaş'ı seçmesinin derhal önüne geçilmelidir. Zira katakulleyle Serdar Bilgili'yi yollayanların, O'nun ardından yaptıkları bir tek başarı kırıntısı bile göremedik şimdiye kadar.
Maçta saçımı başımı yolduktan sonra söyleyebildiğim tek şey "yazık" oldu. Keşke Türkiye Liginde yapılan efelikler orda da yapılsaydı da PAF takımıyla çıkılsaydı sahaya, hiç olmazsa o çocuklarda mücadele ruhu olurdu, Şampiyonlar Ligi'nde oynamaktan dolayı bir heyecan olurdu.
Hadi 1 oldu anlamadınız, 2 oldu anlamadınız, 3'te durun be kardeşim. 3'te durun! Aptallara bile 3 kere gösterilir, 8 ne demek ya? Hakem bile acıdı da uzatma vermedi 2. yarıda.
O cümleleri mühendisler için kullanmadıysa, bana "Bölümü itibari ile çayla çorbayla uğraştığı için..." cümlesini izah edebilecek olan var mı?
Biz pis işlerle uğraşırken elimize eldiven giyeriz.
Hem bu cümleyi kurup hem de çamur atma işine kalkışmamak sadece Selman'a has bir özelliktir. Ayrıca beni ve blogumu kıskanmıyorsa neden sürekli ziyaretçi sayılarımızı kıyaslama isteği duyuyor olabilir sizce? Bunları söylerken benim, onun ziyaretçi sayısını kaçtan başlattığını unuttuğumu sanıyor galiba. Asıl unutkan kendisi, zamanında verdiğim "folik asit al" tavsiyelerimi de unutmuş. Gördüğünüz gibi unuttuğunu bile unutuyor. Üstelik blogumla ilgili bir konuşmamızda söylediği bir cümleyi de unutmuş. Onu da hatırladırdım ama, neyse...
Bu yazımda kendisine resimle izah yolunu seçmiyorum. Artık direkt olaya el atarak, kesin çözümü getireceğim. Birkaç gündür laboratuarda, tamamen bitkisel ürünlerden oluşan ve Selman'ın tüm ruhsal hastalıklarına çare olacak bir multivitamin kompleksi için çalışmalar yapıyorum. Bu seneki İstanbul çıkartmamda da kendisine ileteceğim bu ilacı. Zira geçirdiğim her vakit, sizin de gördüğünüz gibi, hastalıklarını şizofreniye kadar sürüklüyor. Hayali şeyler düşünüp burda size anlatmaya başladı artık. üzülüyorum tabi, keşke terapileri yarım bırakmasaydı.
Bu kez bütün Selman'ı tanıyanlara sesleniyorum, yine de hiçbir şey için geç değil. Ele ele verip oluşturacağımız bir platformda, kordineli bir şekilde çalışırsak Selman'ı topluma kazandırabiliriz. İnanın bunu yapabiliriz, bu güç var bizde. Evet, yapabiliriz...(:
3 kapak oldu Selman, artık 1 bardak alabilirsin. (; Ben Kazandım diyorsun ya seni yanıltmayalım ama değil mi?
Komple Tikky'iz (:
Gönderen halime çiçek Etiketler: Ciddi misin?, Oltaya Takılanlar, şip şak 05 Kasım 2007 Pazartesi
Sınavların buhranından olsa gerek, çağrışa çağrışa bir hal oldum yine. Kalem, silgi ve uç üçlemesinden Burak Kut'a... Hey gidi hey. (:
Ama sadece ben mi sorunluyum şimdi? Set alınır da böyle mi tamamlanır, hepsi aynı marka. Ben çağrışmayım da kimler çağrışsın efendim? Komple Tikky işte. (:
Halime taklitçi bir zihniyete sahip olduğu gibi aynı zamanda unutkandır. Daha okulu bile bitmeden kendisinin mühendis olduğunu iddia ediyor. Sanırım kafasını sınıfın kapısına felan çarptı. Gerçi çarptığı zaman, beyninin düzelmesi gerekiyordu ama iyice fenalaşmış. Bu gidişle Bakırköy’e dükkan açacaktır. Ayrıca ben yazdığım cümleleri mühendisler için kullanmadım ve mühendisler de yemek yapmaz diye bir şey yok. Yediğin yemeği başkalarının üzerine dökme meselesi mühendislerle ilgili değil seninle ilgili. Ben senin için yazdım.
Bizim elimizde eldiven var
Halime kendisine verdiğim dersleri çamur atmak olarak algılıyor. Kendisi hiç dikkat etmez ama Biz pis işlerle uğraşırken elimize eldiven giyeriz. Bu yüzden ne elimiz ne de elbisemiz kirlenir. Hem bizim taşla çamurla işimiz olmaz. Kimsenin başarısını kıskanmıyoruz ki ona çamur atalım. (Bu cevap sana bir hafta yeter sonra unutursun merak etme) Ziyaretçi sayısı 2.000’lerde olanlar düşünsün. VATMANN 110.000’i geçti.
Ziyaretçi sayısı neden gizlenmiş
Aklı sıra kendi sitesinin uluslar arası ziyaretçilere sahip olduğunu resimle ispatlamaya çalışmış. Dikkat ettiyseniz ziyaretçi sayısını gizlemiş. Çünkü bu belirttiği yerlerden en fazla 5 kişi girmişti. Dünya üzerinde milyarlarca insan var ve insanlar hata yapabilirler. Google’ın bu gibi durumlarda devreye girip ekrana uyarı vermesi gerekir. “Dikkat burası sahte bir mühendise aittir!” biçiminde.
Daha önce baklavayı Rum tatlısı olarak AB'ye götüren Kuzey Kıbrıs Rumları, şimdi de dansözlerimizin bile yurt dışında "Turkish Delight" adıyla piyasa yaptığı geleneksel bir tatlımız olan lokumu "Kıbrıs Lokumu" adıyla tescil ettirmiş. Bu şu demek oluyor, bundan sonra Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilecek lokumlarımız için Kıbrıs Rumlarından izin alınmak zorundayız.
Lokumdu, baklavaydı falandı filandı derken her şey bizim mantığıyla yaşayan Yunanlı'lardan pek yakında "bağlama bizim çalgımız", "Kız Kulesi'ni biz yaptık", "Atatürk de bizdendi", "Fatih 7. kuşaktan dedemiz olur" çıkışlarını yapmalarını da bekliyorum.
Bir şeyi zahiren sahiplenebilirsiniz, ama o şey sizin kültürünüzün bir parçası değilse, emanet gibi durur üstünüzde. Eğer bayramlarda baklava yapılmıyorsa, mevlütlerde gül suyu dökülüp, lokum dağıtılmıyorsa, kız istemeye gidilince kahve pişirilmiyorsa, hatta ve hatta dedeniz sizi Hacı Bekir Lokumum diye sevmiyorsa ne baklava sizindir, ne kahve, ne de lokum...
Soru Sormak Dedikleri Kazanmaktır Birçok Şeyi
Gönderen halime çiçek Etiketler: Günlük Güneşlik, Zaferlerim 01 Kasım 2007 PerşembeGıda Mühendisliğini çay ve çorbaya indirgeyen bir zihniyete aşçıların ne iş yaptığını, mühendislerin ne iş yaptığını bir an evvel öğrenmesini şiddetle tavsiye ederim. Hadi bu ayrımı bugün burda bana yapamadı. Hiç olmazsa başka biri "mühendis kimdir" diye sorarsa böyle şeyler söylemesin de insanlara rezil olmasın. Gülerler adama valla.
PLC programlama, PID kontrol, fuzzy logic, proses tasarımı ve proses kontrolü gibi terimler O'na ne ifade ediyor bilmiyorum ama bir mühendisin ne iş yaptığını öğrenmek bu terimlerden geçiyor. Mühendis yemek pişirmez. Fabrika kurar, yeni ürünler geliştirir, insan sağlığını korumayı ve geliştirmeyi amaç edinir. Kısacası mühendis çözüm üretir, elinin değdiği herşeyi güzelleştirir. Bütün bunlara ilaveten işleyeceği ürünün hammaddesini de çok iyi tanıdığından en güzel ve en sağlıklı yemekleri de yine gıda mühendisleri yapar.
Amaç çamur atmak olunca işte böyle fütursuzca konuşulur. Oysa Selman, bana çamur atmaya çalışırken her defasında kendi elleri kirleniyor farkında değil.
Blogumu benden başka kimsenin ziyaret etmediğini öne sürmüş. İşte size bir fark daha... Bir mühendis asla varsayımlarla iş yapmaz, ispat edemediği hipotezler üzerinden konuşmaz. Şimdi yine ufo görmüş masum köylü gibi bakacak ama bunu kendisi istedi. Yurt dışından bile düzenli olarak blogum ziyaret ediliyor, çok şükür.Son olarak Selman'a sesleniyorum. O son cümleyi kurdun ya Selman, masum bir ev ziyaretinde bir çay servisi, efendime söyleyeyim ben onu, bir yemek servisi sırasında başına gelebilecekleri bir düşün... Sadece bir düşün ve kork benden...




