Bu video, beni garipseyenlere cevap mahiyetindedir efendim. Armut dibine düşer diyorlar... Biz ailecek böyleyiz, üzgünüm. Neyse, videoyu izleyin, gerisini anlarsınız. (:
Videonun fikir babası (aslında bu lafı sevmiyorum, ama mecburiyet işte...) benim fakat olaylar tamamen doğaçlama seyrediyor. Ben konuyu ortaya atıp, kurguluyorum. Sonrası, ya nasip... (: Hemen belirtmeliyim ki, arkadaki mekan bir radyo istasyonundan çok bir mutfağı andırabilir belki size ama bu tamamen benim kendimi rahat hissetmem için. (:
Ayrıca PiknikTube için çektiğimiz diğer videolara buradan bakabilirsiniz.
Ben Böyle Değildim, Yaşarken Oldum
Gönderen halime çiçek Etiketler: Ciddi misin? 29 Eylül 2007 CumartesiHırsızlık, Hırsızlar ve Ben
Gönderen halime çiçek Etiketler: Aktif Olaylar Silsilesi, Oltaya Takılanlar 27 Eylül 2007 Perşembe
Gün geçmiyor ki sokağımız yeni bir ekşın(ingilizler action diye yazıyor) verici olaya daha tanık olmasın. Güpe gündüz diyemeyeceğim ama tam camiiden cemaatin çıktığı kalabalık vakitlerde resmen gözümün içine baka baka oto teybini çalıp gittiler. O kadar ilginçti ki bir dakikanın içinde camı kırıp teybi nasıl söktüler anlayamadım bile.
Üstelik daha da vahimi yolun karşısındaki teyzeden başka kimsenin bu olaya ses çıkarmayışıydı. Ve daha da kötüsü -miyop gözlerimin bile o kadar mesafeden gördüğü kadarıyla- hırsızların daha çocuk yaşta olmasıydı. İnsan ister istemez nereye gidiyoruz diyor.
Yolculuk Nereye Ben Burdayken?
Gönderen halime çiçek Etiketler: Günlük Güneşlik, Nasıl Delirdim? 23 Eylül 2007 PazarAtamam kendimi denize, dünya güzel...
Serde erkeklik var, ağlayamam.
Lise yıllarımda ilk ezberlediğim şiirlerden birisidir, Orhan Veli'nin bu güzel şiiri. Şiirin içindeki çaresizlikten olsa gerek ne zaman birisini yolcu etsem içimden dökülüverir dizeleri. Yolcusunu götüren gemi, tren ya da otobüs hiç fark etmez. Vedalaşma anlarının zorluğu nihayetinde...
Yine böyle bir sahneyi, 6 senelik -gerçi senelerin de bir önemi yok benim için- kadim arkadaşım Emel'i yolcu ederken yaşadım. (Boyun devrilsin ÖSS) ve tabii bir de veda... Her bayramda ya da her fırsatını bulduğunda gelecek olsa da olsun. Özleyeceğim...
İşte yine aynı dizeler aklımda; bir şey farklı yalnız, bu kez huysuzluğum da üstümde... Orhan Veli'ye dahi bir sataşma isteği içimde... Bir kere de bakakalma be adam, ya sen de bin git şu gemiye ya da yak o limanda o gemiyi işte!
Bir kaç gündür blogumun duruşuna bir baktım, çok fazla ciddileşmiş. Olmaz şimdi hemen bu gidişe bir dur demeliyim. Yani bilmeyen biri, bir gazozino ya baksa bir de buraya, demez ki bunların ikisini de yapan kişi aynıdır. O yüzden ben de yeni okuduğum bir fıkrayı anlatıyım da ortam renklensin azıcık. (:
Amerikalılar son teknoloji ürünü mükemmel bir uçak yapmışlar. Bu uçağı düşünmüş taşınmış ve Arabistan’da test etmeye karar vermişler... Ülkenin en iyi pilotuna vermişler uçağı...Ama o da ne uçak havada arıza yapmasın mı. Arap telaşa kapılıp ne yapacağını şaşırmış haldeyken monitörde bir yazı çıkmış: "this is american technology, don't afraid." Arap biraz rahatlamış uçak düşerken aynı yazı birkaç kez daha tekrarlamış ve sağ sağlim inmiş adam...
Düşünmüşler taşınmışlar elin Amerikanı yapar da biz niye yapmayalım ki? diye ve aynı uçaktan imal etmişler ve ilk testi Amerikalılara yaptırmak istemişler.... Amerikan pilotu uçarken motorda sorun çıkmış ve uçak irtifa kaybetmeye başlamış... Monitörde "don't worry this is arabic technology" yazmış.. Neyse pilot rahatlamış... Bu bizim uçak gibi demiş ve sakinleşmiş. Aynı yazı 2-3 kez daha çıkmış ve çakılmaya az kalmışken monitörde bir yazı daha çıkmış : " repeat after me; eşhedüenla ilahe illallah ve eşhedüennemuhammeden abdühü ve rasülühü"
Bir Plan Dahilinde Sosyoloji Muhabbeti
Gönderen halime çiçek Etiketler: Aktüel Mevzular 21 Eylül 2007 CumaDiğer canlılardan farklı yaratılan insan bundan çağlar önce düşünmeye başladı ve yazıyı buldu. O gün medeniyetin başlangıcı oldu. Yazarak medeniyet gelişti fakat düşündüklerini şöyle rahat rahat söyleme lüksü hiç olmadı insanın. Veyahut şöyle söylemeli, biz de birşeyler eksikti de, bu lükse sahip olamadık. "Fikirlerinize katılmıyorum ama onları ifade etme hakkınızı sonuna dek savunacağım." diyen Voltaire yıllar yıllar öncesinde kaldı belki de bizim için.
Bir kaç gündür gündemi meşgul eden konulardan birisi yine geliyor ve bu noktada düğümleniyor. Ozan Arif ve İsmail Türüt diye birileri çıkıyor ve bir şarkı yapıyorlar. Yani Onlar da fikirlerini ifade etme haklarını kullanıyorlar. Buraya kadar herşey normal giderken, plan yapmayın plan diyen bu çiftin planlamadığı (belki de planın babasını yaptıkları) bir şey oluyor ve şarkı günlük tabirle YouTube'a düşüyor. Hayatta herşey zıttıyla var olup, sürekliliğini sağlıyorken, tartışmalar uzuyor ve olay yine siz-biz kavgasına, kendinden olmayanı yok etme yaftasına dönüşüyor.
Bütün bunlar olurken ülkemi sadece ve en çok ben severim, ben kutsal sayarım zihniyeti, hayatının neresinde olduğunu bilmeyen, nereye çekseniz oraya gidecek, vasıfsız ve hayatı çoğu kez ıskalamış insanlara sosyal bir statü kazandırıyor ve vatanseverlik kisvesi altında, şiddetin psikodinamiği de böyle yaratılıyor. 17 yaşındaki delikanlı oluveriyor size elikanlı, katil. Öyle bir vatan aşkı ki bu, insan hayatlarını gözünü kırpmadan harcamak için mangal gibi yürek istiyor(!)
Her şekilde birileri galeyana getiriyor ve ya hepimiz ermeniyiz diyoruz ya da ya sev ya terket. Orta hali bulana kadar olan yine arada kaynayan necip Türk evladına oluyor.
Ramazanda Televizyonlardaki Metamorfoz
Gönderen halime çiçek Etiketler: Aktüel Mevzular, Nasıl Delirdim? 15 Eylül 2007 CumartesiRamazanın gelişi hayatımızın akışını değiştirdiği gibi televizyonlarımızın akışını da değiştirdi. Bir çok kanal günlük yayınlarında değişikliğe gitti. Sadece kanallar da değil, ünlülerimiz de.
Mesela Fox Tv magazin programlarında yenilikler yaptı. İnanılacak gibi değil ama Dobra Dobra'da artık dedikodu yerine, hocalarla ramazan sohbetleri yapılıyor. Erol Köse Alişan'ın yeni albümüyle bir ilke imza attı, senfoni orkestrasıyla ilahi albümü.
Bir kanalı açıyorsunuz Alişan ilahi okuyor, hop bir başkasında İbrahim Tatlıses ezan okuyor. O da ne Bülent Abla pek muhterem dostlarıyla iftar yapıyor, "Aa, aa top atıldı ayol, hadi ne duruyorsunuz? EuzüBilla..." Bir başka kanalda açık oturum vardır. Hocamıza sorar sunucumuz "Efendim geçen sene oruçluyken diş fırçalamak orucu bozmuyordu, bu sene durum ne?" "Peki, oruçluyken bikiniyle denize girmek, orucu bozar mı?"(bu gerçekten soruldu)
Haberlerde "Almanya'daki Rizeliler oruçlarını Rize'ye göre açtılar" tarzında alt yazılar... Hatta günlerdir, Cumhurbaşkanımızın önündeki sudan içmesi haber yapılır olur. Daha önceki Cumhurbaşkanlarımızın hiç birine yapılmayan bir muameleyle. Zira kimse sormazdı o zamanlar önlerindeki sudan içmelerinin oruçlarını bozup bozmayacağını.
Sonra bir de bu ayda bol bol evlere kumanya dağıtmaya giden başörtüsüyle poz veren hanımlarımız vardır. Hatta bu insanlar hızlarını alamazlar bir de birbirlerine; önce ben taktım, sen benden gördün, sataşmalarına başlarlar. Ve illaki ilahi okumaya başlarlar. Kral'da da yılın sadece bu ayına mahsus olarak ilahi klipleri dönmeye başlar.
Velhasılı ne çabuk geçer mübarek 11 ay. Ne mübarek bir aydır bu Ramazan da kozadan çıkan bir kelebeğin ömrü kadar bile olsa bize böyle nimetleri yaşatır. Ne duruyoruz sevinelim efendim.
Güldürme Paranoyası Yapan Reklam
Gönderen halime çiçek Etiketler: Oltaya Takılanlar 14 Eylül 2007 Cuma
Uzun zamandır izlediğim en güzel reklam filmi bu. O kadar ki sırf bu reklam için oturup bütün reklamları izliyordum. Acayip özendim doğrusu, ne kadar güzel düşünülmüş. Çeken, kurgulayan kişileri tebrik etmek lazım. Hele ki dudak uçuklatan paralara, sadece dayının yaşının hesaplatmaya çalışılan, reklam anlaşmaları yapıldığını düşününce...
Pele'yi esmer kavruk bir adam diye tarif edişi, ancak bir şizofrende olabilecek yüksek atış gücü ve en sonunda topun ve ayakkabının ayrı ayrı yollara gidişi...Hangi psikolojide, hangi ortamda, hangi koşulda izlersem izleyim gülmekten ölüyorum.
Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce,
Öğrendim ayrılığı.
Saldırgan diyorlar bana,
Oysa kırılganım ben.
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten.
Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen,
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
Bir yanım çılgın nar ağacı,
Bir yanım buz sarayı.
Kazanana kadar göbeğinizi çatlatan, "aman bir kapağı atsan şuraya" diye hasretle beklenen (böyle diyenlere selam olsun!) bir yerdir üniversite. Yani önceleri için böyledir. Peki ya kazanınca? Sınavlar sayesinde destekli atma yeteneği kazandığım notlarımdan az buçuk anlaşılsa da, bunun yanında esas hayatı öğretir üniversite, o ayrı... Hani bir arkadaşım olsa buraya "Halime sen böyle değildin, yaşarken oldun." cümlesini sıkıştırıverirdi. (:
Reklamın İyisi de "İyi" Olur
Gönderen halime çiçek Etiketler: Oltaya Takılanlar 10 Eylül 2007 Pazartesi
Sık kullanılan bir tabir vardır, "Reklamın iyisi kötüsü olmaz" diye. Evet kötü reklamda sizin tanıtılmak istenen o ürünü öğrenmeniz için kullanılan bir yöntem olabilir. Ama reklamın iyisi de iyi oluyor hani. Zekice düşülmüş türlü hinlikler, zevkli espiriler...
Son zamanlarda Porsche'nin Ferrari'ye misilleme yaptığı bir reklam var. Gerçekten güzel düşünülmüş. Ferrasi'ni satan Bilge kitabının çok satanlar listesinde yer alması, belki Ferrari için bir reklamdı, ama Porsche'nin yaptığı "O bilge arabasını niye sattı sanıyorsunuz?" sloganlı reklam Ferrari'yi resmen ters köşeye yatırmış.
Yaz tatilinin bereketinden olsa gerek epeydir politik saldırı içeren forward mailller almaktan kurtulmuştum. Hatta artık sadece gerekli mailler okumaktan dolayı gayet mutluydum ki 80'lerin üçüncü kez moda oluşu gibi bu kabus geri döndü. Üstelik bu da yetmiyormuş gibi aynı maili arka arkaya 3 kişiden alma promosyonuyla birlikte...
Forward maile karşı değilim bazen çok güzel yazılar ve resimler alıyorum bu sayede. Ama bir kısım medyanın sürekli birilerini karalamak için yazdıkları teraneleri okumaktan bıktım usandım artık. Üstelik yemeyip içmeyip forward mail atan bu insanların özgürlükçü ve demokrat nutuklar atmalarına da katlanamıyorum. Çok merak ediyorum bu mesajları attıkları her insanın kendileriyle aynı fikri paylaştıklarını -belki de paylaşmak zorunda olduklarını- nasıl düşünebiliyorlar. Hadi düşündüler diyelim, o halde özgürlükten demokrasiden nasıl oluyor da ahkam kesebiliyorlar?
İlginç doğrusu...



